İçeriğe geç
Bingöl Barış
Psikoloji

Devasa Olan Karşısında Neden Sarsılırız? Ölçeğin Psikolojisi

Büyük bir yapının ya da geniş bir manzaranın önünde durunca konuşmak istemeyiz. Ölçeğin zihinde yarattığı duraksama ve ardında bıraktığı sakinlik.

Sibel Yalçınkaya 4 dk okuma

Facebook X WhatsApp

Devasa bir yapının önünde durduğumuzda ya da uçsuz bucaksız bir manzaraya baktığımızda tuhaf bir şey olur: konuşmak istemeyiz, adımlarımız yavaşlar, bir süre öylece bakarız. Bu, insanın en eski ve en az konuşulan duygularından biridir. Büyük olan karşısında hissedilen bu sarsılma, korkuyla da hayranlıkla da tam olarak açıklanamaz; ikisinin arasında bir yerdedir ve zihinde bıraktığı iz uzun sürer.

Büyüklük Zihni Neden Durdurur?

Zihnimiz gördüğü her şeyi bildiği kalıplara yerleştirerek çalışır. Bir sandalyeyi görürüz, kategoriye koyarız ve geçeriz. Ölçek alışık olduğumuz sınırların çok ötesine geçtiğinde bu yerleştirme işlemi tıkanır. Elimizde o şeyi koyacak hazır bir kalıp yoktur. İşte o kısa tıkanma anı, büyük olan karşısında hissettiğimiz sessizliğin kaynağıdır. Zihin yeni bir ölçüt aramaya başlar ve bu arayış birkaç saniye boyunca diğer düşünceleri askıya alır.

Kendini Küçük Hissetmenin İki Yüzü

Büyük olanın yanında insan kendini küçük hisseder ve bu his çoğu zaman rahatsız edici değil, rahatlatıcıdır. Kendi meselelerimizin boyutu, kıyaslandığı ölçek büyüdükçe azalır. Bir günlük tartışmanın ağırlığı, yüzlerce yıllık bir yapının önünde farklı görünür. Bu duygunun ikinci yüzü ise ürkekliktir: bazı insanlar için ölçek karşısında küçülmek, kontrolü kaybetmek anlamına gelir ve tedirginlik yaratır. İkisi de aynı mekanizmanın farklı sonuçlarıdır.

Devasa Olanın Zaman Duygusuna Etkisi

Büyük yapılar ve geniş manzaralar, çoğu zaman uzun bir zamanın ürünüdür. Bir dağ silsilesine ya da yüzyıllar önce yapılmış bir yapıya bakarken, farkında olmadan onun kaç kuşağa tanıklık ettiğini düşünürüz. Bu düşünce, kendi zaman ölçeğimizi geçici olarak genişletir. Aceleci hissettiğimiz bir günün ortasında böyle bir şeye bakmak, telaşı azaltır; çünkü zihin bir anlığına çok daha uzun bir zaman biriminde düşünmeye geçer.

Neden Fotoğrafı Aynı Etkiyi Yapmaz?

Devasa bir yapının fotoğrafına bakmak, onun önünde durmakla aynı duyguyu vermez. Çünkü ölçeği asıl anlatan şey görüntü değil, bedenin kendisidir. Başımızı kaldırmak zorunda kalmak, sesin farklı yankılanması, mesafeyi yürüyerek kat etmek zorunda olmak; bunların hepsi bedene ait bilgilerdir. Fotoğraf bu bilgileri taşımaz. Bu yüzden büyük olanın etkisi, ancak onun içinde ya da yanında bulunulduğunda tam olarak ortaya çıkar.

Bu Duygu Neye Yarar?

Büyüklük karşısında yaşanan sarsılma, insanın dikkatini kendi içinden dışarıya çeker. Gün boyunca zihin çoğunlukla kendi meseleleriyle meşguldür; kaygılar, planlar, hatırlamalar. Ölçek karşısındaki o kısa duraksama bu iç konuşmayı keser. Böyle anlardan sonra insanların kendilerini dinlenmiş hissetmesinin sebebi budur. Fiziksel olarak hiçbir şey yapılmamıştır ama zihin bir süre başka bir şeyle meşgul olmuştur.

Herkes Aynı Şeyden Etkilenmez

Kimi insan yüksek yapıların önünde, kimi geniş açık alanlarda, kimi de derin boşluklarda bu duyguyu yaşar. Bazıları için ise etkileyici olan görsel değil işitsel bir büyüklüktür: büyük bir mekânda yankılanan ses ya da uzaktan gelen sürekli bir uğultu. Bu farklar, kişinin geçmiş deneyimleriyle ve mekânla kurduğu ilişkiyle şekillenir. Doğduğu yerde dağ görmemiş biriyle dağ eteğinde büyümüş biri, aynı manzaraya aynı tepkiyi vermez.

Ölçek Karşısında Ürkenler İçin

Bazı insanlar için devasa mekânlar rahatlatıcı değil sıkıntı vericidir. Yükseklik, boşluk ya da geniş açık alanlar tedirginlik yaratabilir. Bu durumda faydalı olan yöntem, ölçeği bir anda değil kademeli olarak deneyimlemektir: mekâna kenarından girmek, tutunacak sabit bir nokta bulmak, bakışı önce yakına sonra uzağa çevirmek. Bedene zaman tanındığında tedirginlik çoğu zaman yerini merağa bırakır.

Günlük Hayatta Ölçeğe Yer Açmak

Büyük olanla karşılaşmak için özel bir yolculuk gerekmez. Şehirde yüksek bir noktadan bakmak, geniş bir meydanda durup etrafa bakınmak, denizin ya da ovanın ufka kadar uzandığı bir yerde birkaç dakika beklemek benzer bir etki yaratır. Önemli olan, o anda telefona bakmamak ve zihne kalıbını arayacak süreyi tanımaktır. Bu duygunun ortaya çıkması için gereken tek şey, birkaç dakikalık kesintisiz dikkattir.

Büyük olanın karşısında hissedilen şey, ne tam bir korku ne de sıradan bir beğenidir. İnsanın kendi ölçüsünü hatırladığı, günlük meselelerinin geçici olarak ağırlığını kaybettiği bir aralıktır. Bu aralık kısa sürer ama ardında sakinleşmiş bir dikkat bırakır; belki de bu yüzden insanlar yüzyıllardır büyük olanı görmek için yollara düşer.